Virüsle gelen Friksiyon: Tecrit Hali

Paylaşmak güzeldir...

Merhaba, öncelikle başlığı ve sonrasında kullanacağım friksiyon kelimesini aydınlatarak yazıya başlamak istedim.

 Friksiyon; bilinen anlamıyla ovma-ovuşturmadan ziyade fizik anlamı ise bir nesnenin hareket etmesiyle birlikte sürtünme sırasındaki gösterdiği direnç, yavaşlamadır. Burada kullanacağımız anlamı ise yavaşlama olacaktır.

İnsanlar gün geçtikçe -en ile başlayan soruları merak etmekte ve imkanı el verdikçe herşeyin -en ine sahip olabilmek için maddi ve manevi varlıklarını tüketmektedir. Çoğumuz çalıştığımız işlerimizde bile bazen kaybettiğimiz zamanın ve sağlığımızın neye bedel olduğunu bilmiyoruz.Fakat karşılığında bize dopamin i sağlayacak olan, beynimizin Accumbens noktasına dokunuverecek olan o şeye ulaşmış olmak günün sonunda bize gerisini hatırlatmayabiliyor. Fakat bir süreliğine…

Ulaşabildiğimiz -en, bir zaman sonra gelecek olan -en in eskisi veya yavaşı olacak.

İnsanların bu merakından dolayı ortaya çıkmış geleneksel bir yayın olan Guinness Rekorlar Kitabı da bu istek ve arzumuzun bir sonucu belki. 1951 yılında Guinness Bira Fabrikasının müdürü Sir Hugh Beaver’ in bulduğu, bir av sonrası arkadaşlarıyla barda otururken Avrupa’nın en hızlı uçan kuşu hangisi? tartışmasıyla başlayan, 1955 yılında ilk derlemesiyle yayınlanıp günümüze kadar her yıl güncellenen, insanoğlunun -en lere olan merakına ışık olan bir serüven.

Araştırmaya göre de insanların bu -en lerin arasında en çok merak edip aradığı kelime ise en hızlı…

Demekki hıza karşı olan ayrı bir tutkumuz var. En hızlı araba, en hızlı internet, en hızlı bilgisayar vb.

Günümüzde de hayatımız hızdan ibaret. Hız için de sürtünmesizlik. Sürtünmesiz ve hızlı olan kabulümüz. Yavaş olana ve yavaşlatana tahammülümüz yok neredeyse. Bir gezi topluluğunda yavaşlatan arkadaşa duyulan öfke, bir satış ekibinde başarıyı geriye çeken kişiye homurdanma, mesaj yazarken takılan telefona, internette tarayıcıyı geç açan bilgisayara. Örnekler çoğaltılabilir. Beynimiz de zaman içinde bize uyum sağlıyor ve beyin algımız da değişiyor. Bir araştırmaya göre, alışveriş esnasında kasa sırasında bekleyen insanlar 3 dakika bekledikten sonraki algısı daha farklı olduğu tespit edilmiş. Bu kişilere kaç dakikadır beklediği sorulduğunda ise, 5 dakika bekleyen kişi 10 dakikadır beklediğini ifade etmiş. Gerçek zaman ile yaşanılan zaman arasında bir fark oluşmasına sebep olan ise bizim hıza olan tutkumuz.

Asansörlerin kapısı otomatik kapandığı halde ihtiyaçtan ortaya çıksa gerek ki, kapıyı kapatmak için ayrı bir tuş eklenmiş. O kadar beklemeye tahammülümüz yok.

Şirketler de varlığının sürdürülebilir olmasının tek yolunun insan odaklılık olduğunu keşfettiği geleneksel pazarlamadan web 2.0 dönemine geçişiyle, ürünlerini tasarlarken ve pazarlarken müşteri sadakatinin sürdürülebilir olmasına dikkat etmekte ve hatta son dönemde yeni müşteri kazanmanın maliyetinin mevcut müşteriyi kaybetmemekten daha pahalı olduğu bir dönemde adeta müşterinin üstüne titremekte ve tüm kitleye hitap etmekten ziyade artık kişiye özel pazarlama olayı süregelmiştir.

Yavaşlamaya olan ihtiyaç ile ilgili çok sevdiğim bir örneği verip yavaş yaşaş konuyu uzatmadan sonuca bağlamak isterim.

İkinci Dünya Savaşı bittikten sonra evlerine dönen erkekler iş gücünü ele alınca, kadınların bir çoğu iş gücünden kısmen çekilip, aile desteğine ev işlerini toparlayarak destek olmaya başladılar. Artık kadınlar için yeni bir ünvan vardı “ ev hanımı”. 1950 lii yıllarda, bu değişimi ve pazardaki ihtiyacı gören firmalardan biri harika bir ürün ortaya çıkardı: Hazır kek karışımı. Ev hanımlarının aile bireylerine lezzetli bir kek yapmak için yapacağı tek işlem, bu ürüne su eklemekti. Böylelikle kadınlara zaman kazandırmış olacaktı. Fakat firma açısından beklenen sonuş öyle olmadı. Ürün satmadı. Sebebini merak eden ve Pazar araştırması yapan yetkililer, çok ilginç bir cevap ile karşılaştı. Sadece suyun eklendiği bir kek, kadınların kendini beceriksiz ve kötü hissetmesine sebep olacaktı. Akşam aile bireylerinin hep birlikte yediği kekin karşısında iltifat önemliydi çünkü. Her insanın bekleyeceği ve besleneceği gibi…Manevi tatmin için iltifat ın yerini ne alabilir ki?

Firma yetkilileri buna şu şekilde bir çözüm bularak ürünü tekrar piyasaya sürdü; Ürünün içeriğinden yumurtayı çıkardı, yumurta ve suyu tüketicinin ekleyerek pişirmesini önerdi. Sonuç olarak satışlar arttı

Burada işin içine koyulmuş bir friksiyon, hem tüketiciyi hem üreticiyi mutlu etmektedir.

Bu kadar yazının sonucuna gelirsek, bazen hızlı olmak hızlı tüketmek ve daha hızlısını aramak yerine acaba ihtiyacımız olan bir friksiyon olabilir mi? Bizi daha mutlu edebilir mi?

Acaba buna doğanın da mı ihtiyacı vardı? Bir Covid 19 salgını, bir pandemi, Çin’ den başlayıp tüm Dünya’ yı zengini fakiri kasıp kavuran, bizi evlerimize tıkan, en sevdiklerimizden bile uzaklaştıran, çocuğumuza bile yaklaşmaktan bizi tedirgin eden, bir sürü sağlık çalışanının haftalardır evlerine gelememesine yol açan bir güç, neyin intikamı ya da neyin ihtiyacıydı.

Çok hızlı tüketiyoruz. O kadar hızlı tüketmişiz ki, haftalardır bu tecrit döneminde düşünme ve görme fırsatı bulabiliyorum kendi adıma. Acaba benim buna ihtiyacım varmıydı diye düşündüğümüz okadar çok şeyle karşılaşıyor ki insan, sadeliğe doğru gittiğimiz, bunu yapmadan yemeden almadan yaşayamam dediğimiz herşeye bakıp, yaşanıyormuş be dediğimiz bir koca zaman geçiriyoruz.

Güzel günler gelecek elbet fakat bence hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Ben de olmayı düşünmüyorum demeyi düşünüyorum bu günlerde. Öyle ya homo sapiens sapiens iz biz. Yani düşündüğünü düşünebilen varlık ız. Bir sürü alışkanlıklarımız sanki gidecek artık. Bir restoran tercih ederken masalarının yoğunluğuna dikkat edeceğiz belki, bir otelin hijyen kurallarını okuyacağız rezervasyon yapmadan. Kim bilir, geleneğimizde olan bayramlarda büyüklerin elini öpme adetimiz bile kalkar, ne dersiniz? Garip şekilde bu da aklıma geldi bu tecrit hayatında. Elimizi günde 20 kere yıkadığımız bir dönemin hemen sonrasında bayramlarımız var. Acaba kim el öpmek ister, kim öptürmek…

Benim fikrim şu ki, bu günleri unutmamak gerek, yoğurdu üfleyerek yemek gerek. En azından ben öyle yapmayı düşünüyorum. Alışverişlerimde neye ihtiyacım var diye bir kez daha düşünmek istiyorum, en lerim olmadan da yaşayabildiğimizi görmüş olduk. Kötü günler elbet ama hem doğanın hem bizlerin belki de böyle bir friksiyona ihtiyacı vardı. Yoksa kim durdurabilirdi Alem-i Cihan ı? Kimin kudreti yeterdi ki buna?

Bu süreçten sonra da değişimi gören, değişime ayak uyduranlar için güzel olur umuduyla,

Bir sözde olduğu gibi; hiç kimse sınanmadığı günahın masumu değildir.

Sınandık,sınanıyoruz… Umarım tüm Dünya İnsanları olarak sağsalim çıkarız.

Sağlıcakla,

Mkabasakal

Paylaşmak güzeldir...

“Virüsle gelen Friksiyon: Tecrit Hali” hakkında 4 yorum

  1. 👏🏻👏🏻👏🏻 Yine çok öğretici , çok katkıları olan , çok düşündürücü bir paylaşım.. Pandemi den geriye kalan -en ler in gereksizliğine dair farkındalıklarımız ; hayatımıza dair bir çok konuda ise Friksiyona ihtiyaç duyduklarımız ve duymadıklarımız.. Umarım herkeste kalıcı ve olumlu etkileri olur.. Bunu bekleyip göreceğiz ; belki kimilerinde de tıpkı bilinçsizlik hastalığı gibi içlerini kemiren bir açlık korkusuyla daha fazla tüketimlere ve bu doyumsuzluklarının sonucunda da daha fazla tükenmişliklere yol açar kimbilir.. (Bugünkü ekonomi haberlerinde karşılaştırmalı verilere göre harcamalarda %4 lük bir düşüş yaşandığını okudum.) İnsanoğlu istediğinde düşünebildiği gibi , bir yandan da kolayca unutup alışkanlıklarından vazgeç-e-mez ya hani , işte o hesap.. Nankör demek istemem ama doğrusu bu heralde 🙈😃 Çünkü bilinç en baştan yoksa ; sonradan da kolay kazanılıp yönetilemiyor sanki.. Zaten hep bilinçli olan bireyler ; her olayla farkındalıklarına olumlu katkılar sağlayabiliyor ne mutlu ki.. 👏🏻☺️ Daha geçici bir 48 saatlik yasağın bittiği ilk dakikalarda bile anlamsızca nereye gittiklerini bilmeden , prangalardan kurtulmuş gibi sokaklara dökülen binlerce insanoğlunu anlayamamamdandır belki , ben ve benim gibi herkese olan inancım.. 😂 Bu da bu güzel yazının altında benden tarihe not olarak kalsın.. Bakalım neler yaşanacak ve insanoğlunun Friksiyonları zamanla nasıl değişecek.. Ben de çok şey öğrendim ve bence yaşadıklarını özümseyen farkeden bizlerin bu zamana çok ihtiyacı da vardı.. 🙏🤗 Yüreğine ve bilgine sağlık.. 🤗🌸

    1. Mustafa Kabasakal

      Yine emek edip, çok güzel yorum yazmışsın,teşekkür ederim kadim dostum:) Biraz daha yazsan bir makale daha çıkacakmış aslında. Eline sağlık, teşekkürler değer verip okuduğun için

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.